Güncel Haberler

6/recent/ticker-posts

Gökhan ÖZBERK yazdı ; HAYALİMDEKİ TARSUS


Gökhan ÖZBERK YAZDI : 10 Yıl Sonra HAYALİMDEKİ TARSUS Eylül ayının ortalarıydı. Otobüsün muavini Tarsus’ta inecek yolcular hazırlansın diye seslendiğinde saat sabahın 08.15’ini gösteriyordu ve ben gerinerek uyandığımda otogara girmek üzere olduğumuzu farkettim. 17 numaralı perona bir kağnı hızıyla girmiştik ve üst taraftaki bağajda bulunan çantamdan başka hiçbir şeyim yoktu. Otobüsten inerken sadece bir sırt çantam olması beni diğer yolculardan önce şehre girmem için avantajlı kılıyordu. Ben de bunu kullanarak peronların olduğu bölümden otogarın giriş tarafına varmıştım. Şehre ulaşmak için taksi bakınırken bir anda belediyenin otogara koymuş olduğu TARBİS kiralık bisikletlerini görünce çok sevinmiştim. Gerekli ödemeyi yapıp kendime uygun bir bisiklet aldıktan sonra , sırt çantamı da bisikletimin önündeki sepete yerleştirerek şehre doğru ağır ağır pedal çevirmeye başladım. Biraz ilerlediğimde otogar dışından başlayan deniz mavisi renginde , sürücülere uyarı vermek amacıyla çizilmiş içinde bisiklet resimleri olan bisiklet yolunu görünce çok mutlu olmuştum . Deniz mavisi bisiklet yolunun içinde yolculuk etmenin bana verdiği güven ile şehre yolculuğum başlamıştı. Yüzümdeki tebessüme hafiften esen meltem rüzgarının verdiği ferahlık eşlik ediyordu.
Yaklaşık birkaç dakika sonra Okyay fabrikasının bulunduğu kavşakta iki insan boyunda, mavi renkleri ağırlıkta olan, metalden yapılmış bisiklet heykeli , bana bu şehirde bisiklet adına bir çok şeyin olumlu yönde değiştiğinin habercisi gibiydi. Aslıda bu habere ulaşmam da fazla sürmemişti. Çünkü Justinyen köprüsünden geçerken sağda bulunan Tarsus Üniversitesi’ne ayrılan bir bisiklet yolundan, bir çok üniversiteli genç okullarındaki derslere yetişmek için benden biraz hızlı bir şekilde pedal çeviriyordu. Mutluluğum biraz daha artmıştı. Ve Berdan Irmağı’ndaki gondollar kıyı şeridinde düzgünce sıralanmışlardı. Sol taraftaki lunaparkın balerini gece çok fazla dönmüş olmanın yorgunluğu ile hafif yan yatmış halde bana bakıyordu. Ben ise yüzümdeki mutluluk ile pedallamaya devam ediyordum. Bana ayrılmış bisiklet yolunun deniz mavisi renginde yüzer gibi yol alırken…
Emniyet Müdürlüğü’nün önüne vardığımda barikatlardan dolayı biraz daraltılmış yoldan geçerken içeride bisiklet parkı ve yaklaşık on tane MARTI bisiklet grubunu gördüğümde mutluluğuma şaşkınlık eklenmişti. Sabah vardiyasına başlayan martı polisleri bisikletlerinin son kontrollerini yapıyorlardı. Yerel yöneticiler kadar mülki idare amirlerinin de bisiklete verdiği önem beni şaşırtmış, bir o kadar da mutlu etmişti. Mutluluğuma mutluluk eklendikçe içimdeki sevinç taşkın halini alıyordu. Pedal çevirme hızım yükselmeye başlamıştı. Sanıyorum bunun sebebi şu ana kadar gördüklerimin , bundan sonra göreceklerime kefil olmasıydı. Belki de en güzel kefaletti bu.
Şehre yaklaştıkça bisikletler çoğalmaya , pedaller hızlanmaya başlamıştı. TARSU alışveriş merkezine ulaştığımda araç park yerlerinde araçlardan çok bisiklet gördüğümde bundan sonra göreceklerimin daha ne kadar güzel olabileceğini tasavvur bile edemiyordum artık. Alışveriş merkezinin etrafında bisiklet parkları yüzlerce bisiklet vardı. İnsanlar bisiklet römorklarına, aldıkları eşyaları yükleyerek mahallelerine ve köylerine doğru yola çıkıyorlardı. Kimisi de yavaş yavaş park yerine giriyordu. Eve gitmeden bir kahve içilebilir diye düşündüm. Öyle de yaptım. Alışveriş merkezinin dışında bulunan bir kahveciden orta boy şekersiz bir kahve alarak bisiklet parklarını ve insanları izlemeye başladım. Her şey çok güzeldi. İnsanlar çok mutluydu. Belki pedal çevirmekten, belki daha az para ödemenin verdiği hazdan, belki kilolarından kurtulmuş olmanın hafifliğinden. Bilemiyordum ama şehrin girişinden beri beni beni takip eden temiz havadan da olabilirdi bu. Çünkü bisiklet kullanımının etkisini ve araçların egsoz gazlarının azaldığını hissetmiştim yüzüme vuran meltem rüzgarının tebessümüme eşlik ettiği anlarda . Belki de a, b,c,d şıkları değildi .Hepsiydi. Olsun be hepsi olsun diye düşündüm kahve bardağımdaki fal bakımlık son yudumumu içerken. Ve yola devam ettim. Mavisi özgürlüğü çağrıştıran , bana güven veren bisiklet yoluna girerek.
Demirkapı’yı geçtiğimde lahmacuncular sabahın erken saatinde bisikletli müşterilerine hizmet etmeye başlamışlardı bile. İşyerleri arttıkça bisikletlerinde arttığını farkettim. İlginç olan ise ben birçoğunu müşteri sanıyordum ama işyeri sahipleri ve kuryelerinde bisiklet ile hizmet etmeye başladığını sonradan farketmiştim. Eski Cami, Danyal Peygamber , Kubatpaşa Medresesi , Ulu Cami’nin merkezi sayılabilecek Makam kavşağında onlarca bisikletli yabancı turist, bisikletli rehberler eşliğinde Tarsus Şelalesi’ne ayrılan bisiklet yolundan Ali Menteşoğlu caddesine girmişti. Sanırım şelaleye gidiyorlardı ve yıllar önceden devam eden Kültür turunu yapıyorlardı. Doğup büyüdüğüm , ekmeğini yediğim yıllarca öğretmenlik yaptığım bu şehir Medeniyetler Şehri ismini fazlasıyla hak ediyordu. Şahmeran Çay bahçesinin hemen sağında bir bisiklet parkı daha görmüştüm. İnsanlar boylarına göre bisiklet seçip , TARBİS kartlarını butona basarak , bisikletlerini çengelin üstünden usulca çıkarıp yolculuklarına hazırlanıyordu. Telaşlarına bakılırsa muhtemelen işlerine gidiyorlardı. Şahmeran Çay Bahçesi’nde onlarca insan çay bahçesinin sol köşesinde bisikletlerinde ayrılmış bisiklet parkına bisikletlerini park edip sabah yeni demlenmiş tavşan kanı çaylarını koyu bir sohbet eşliğinde keyifle yudumluyorlardı. Çay bahçesi sadece , ayaklarını bir sandalyeye uzatmış , bir kolunu da diğer sandalyeye koyarak üç sandalye işgal eden şalvarlı amcalardan oluşmuyordu. Kadınlar ve çocuklar da vardı artık ve Tarsus’un kültürünün sosyal hayata yansıması şehre bir Avrupai hava katmıştı. Çayın deminin ruhuma işleyen kokusu, ayaklarımı , bisiklet kafe kültürüne dönüşmüş çay bahçesinin merdivenlerinde bulmamı sağladı . Ve bisikletimi bende park ederek çay bahçesine geçtim . Çay gerçekten de ruhuma işlerdi benim. Öyle ya çay üzerine ne sözler , ne şiirler yazılmıştır. Bir söz vardır ya ‘Geleydin bana bir çay içimi, sen çay dökerdin ben de içimi’ . Lise yıllarınızı hatırlasanıza ; bir kızla buluşmak ona açılmak için bir çay bahçesine gidip garsona ‘’ iki çay biri demli olsun’’ diye seslenirdik. Biri demli olsun derken yanımızdaki kıza ‘’ben demli içerim bak, erkek adam demli içer ‘’havasını vermeye çalışırdık.
Çay Anadolu’nun milli bir içeceğidir . Hele bir de Tarsusi bardak dediğimiz bardakta içilirse . Çukurova dışında ülkemizde pek bulunmazdı bu bardaklar. Genelde küçük bardaklarla içilirdi çay. Garsona bir çay alabilir miyim? diyerek yola bakan tarafa oturdum. Hafif acıkmışlığın etkisiyle çantamdan çıkardığım içinde otuzüç adet bulunan krakerimi kenarından yırtarak açtım. Hiçbir zaman yırtmadan açmayı beceremezdim zaten. Garson çayı söylediğim kişi değildi ve çayımı bir kadın garson getirmişti. Çalışanların yarısı kadınlardan oluşmaktaydı. Çayımı nazikçe masaya koyarken yüzünde tatlı bir gülümseme ile başka bir isteğiniz var mı? diye sordu. Teşekkür ettim aynı tebessümle ve çayımı yudumlamaya başladım. Bu esnada bisiklet yollarındaki insanların gidiş gelişlerini izlemeye başladım. En çok hoşuma giden de çocuk koltuklarını sabitledikleri bisikletleriyle ailece dolaşan bisikletliler olmuştu. Fazla zaman geçirmeden eve doğru yola çıktım .Öyle ya evde beni bekleyenler vardı.
Kaymakamlık binasının önünde çalışanlara ait bisiklet parkında onlarca bisiklet sahiplerini işyerlerine ulaştırmış ve yerlerini almıştı. Hafif sola meyil ederek Kleopatra Kapısı’na yöneldim. Onlarca turist ikinci bir kafile halinde bisikletli kültür turuna Amerikan Koleji’nin bulunduğu sokağa ilerleyerek yapıyorlardı. Tarsus Lisesi’nin bulunduğu caddeden Eski Tarsus Parkı’na doğru ilerleyen bisiklet yolundan pedal çevirmeye devam ettim. Yarenlik Alanı girişine geldiğimde bir bisiklet parkı daha gördüm. Eve biraz gecikebilirdim. Yarenlik Alanı’nın içine doğru yöneldim. Buradaki bisiklet yolları da gidişli gelişli yapılmış ve etrafına dubalar monte edilmişti. Ancak yayalar bir şekilde yola giriyor ve az da olsa kaza riski oluşturuyordu. Yine de yayalar ve bisikletliler birbirlerine saygı gösteriyorlardı. Saat kulesine yaklaştığımda yıllarca bisikletin şehrimizde yaygınlaşması için emek verdiğimiz Kent Konseyi’ne uğramak geldi aklıma. Süleyman abinin müthiş çaylarını içerken şehrin sorunlarına çözüm aradığımız Kent konseyi hala Asutay işhanının üçüncü katındaydı. İşhanının önünde yıllar öncesinden de bulunan bisiklet parkına kilitledim bisikletimi. Yukarı doğru çıkarken yıllarca bisiklet konusunda birlikte çalıştığımız Dr. Ali Cerrahoğlu’nun yukarda olduğunu güvenlikten öğrenmiştim. İçeriye girdiğimde Ali abi Tarsus simidi eşliğinde çayını içiyordu. Selam verip içeri girdiğimde şaşırmıştı. Uzun yıllar olmuştu. Çay ocağında Süleyman abi yoktu ama çay aynı güzellikteydi. Simitten ben de isterim abi dedim ve sohbete başladık Ali abi ile Tarsus’un bisiklet konusundaki gelişimlerini konuştuk. Bana birçok güzel haber vermişti . En güzel haber de ‘bisiklet dostu işveren’ projesinin hayata geçirilmiş olmasıydı. Ali abi bisiklet yolunun Cetvel’den Konak Sitesi’ne kadar gittiğini , Cetvel köprübaşından Tarsus Barajı’na doğru gidişli gelişli tüm yolların yapıldığını söyledi. Bisiklet adına adına bir çok güzelliklere imza atmış olduğumuz Tarsus Kent Konseyi Bisiklet Topluluğu’nun (TABİT)akşam etkinliği olduğunu söyleyince tüm planlarımı iptal edip etkinliğe katılacağımı söyledikten kısa süre sonra telefonum çaldı . Evden arıyorlardı. Ali abiden izin isteyerek tekrar görüşmek üzere Kent Konseyi’nden ayrıldım. Yarenlik Alanın’dan çıkarak Rauf Denktaş Parkının bulunduğu Langen Bulvarına doğru yol aldım. Rauf Denktaş Parkında yaklaşık elli tane elektrik üreten bisikletlerin üzerinde kadını erkeği hem spor yapıyor hemde şehrin elektrik üretimine katkıda bulunuyorlardı.
Yaklaşık on beş gün sonra İstanbul’a tekrar döneceğimden dolayı tren garına uğrayıp şimdiden biletimi almam gerekiyordu. Solumda Migros Marketi gördüğümde sola dönüyorum işaretimi yaparak gara doğru yöneldim. Atatürk Treni eski ihtişamıyla hala yerinde duruyordu. Gara girmek üzereyken Gar Restaurantın sol tarafında bulunan boşlukta sanırım yüzlerce bisiklete yetecek bisiklet parkı vardı. İnsanlar Adana ve Mersin’e giderken bisikletleriyle gidiyorlar veya Tarsus’a gelenler bisikletleriyle geliyordu. Trenlerde artık bisiklet vagonları vardı. Şehir çok değişmişti. Bisikletin şehre kattığı sadece ucuz yolculuk değildi, temiz hava değildi, spor değildi sadece. Bisikletin bir şehri bu denli değiştirmesi aslında dünyada ilk değildi. Bir çok Avrupa kenti bu değişimi yıllar önceden yaşamıştı . Bisiklet Tarsus’ta Kültür Devrimi’ni yaşatmayı başarmıştı.
Otogardan Tren garına kadar gördüklerim beni çok mutlu etmişti. Bisikletimi tren garında bulunan TARBİS parkına kilitleyerek üç yüz metre mesafede bulunan evime doğru yaya olarak yol alırken yüzümde huzurlu bir gülümseme vardı…Tarsus Bisiklet Dostu Kent olmuştu…. GÖKHAN ÖZBERK

Yorum Gönder

0 Yorumlar